bir yerde gelir acı davetsiz kanatarak zordasın faka düştün yukarda bulutsuz çırılçıplak ay ve sen bin yarayla çığlık çığlığa ne yar kalmış ne rüzgar...
biz seninle iki ayrı çiçeğin özünden kaynar kazanlarda kanamış kök boyayız biz seninle ayrı renklerle boyanmış iki çile ip aynı çulun nakışında sarmaş dolaş ziyade...
Zaman sildi mi o anı bir kasırga ikliminde delice ağladığımız kalmaz mı yüreğe saplanan hançer dudak kıvrımlarında bir acı gülüş karanlıkta kayalara çarpmış gemiler Gönül...
“gel seninle aht-ı peyman edelim” sal olsun kavlimiz zaman denizlerinde yalnızlığın kalesini viran edelim bir pencere açalım uzağın ötesine beni gör baktığın yerde tutuşsun gülüşün...
o küflü ıssızlıklar boyunca gel yaramı dağla benim yalnızdık iki ufkun uçunda iki yaprak tipili bir gecede iki mezar taşı kadar bizi sürgün düşürdü aşk...
İLM KESBİYLE RÜTBE-İ RİF'AT ARZÛ-YI MUHÂL İMİŞ ANCAK AŞK İMİŞ HER NE VÂR İSE ÂLEMDE, İLİM BİR KIL-Ü KAAL İMİŞ ANCAK.. Fuzûlî Senin güzelliğin kızım...
camın denizinden gül kırmızı akşam düşen içinden bulutlar geçen bir bardak çay sen... bir bardak ince belli pürüzsüz sana dair ve senden sonra yıldız fırtınaları...
Her Yusuf çıkamaz içindeki kuyulardan Her Zeliha kul olmaz kölesine gece şimdi enli bir karanlığa saplanmış yıldızlarlayım anızların üzerinde kaba yel köpek köpeğe uzak köylerin...
hava gibi esip bulanır mıydım sevda güneş açsa gülebilseydim bir ömür yelip de dolanır mıydım gönül sultanımı bulabilseydim ben niye dolaştım bunca diyarı neden çiçek...
ben senin gözlerinden aforoz edilmişim yargılanmışım dudaklarından ellerinden hüküm giymişim insana zindan olmaz mı sevgisiz saraylar köşkler yitik bir insanlığın düzlemlerinde cıvatalı bobinli anahtar teslimi aşklar onur yerlerde sürünecekse yılanlar gibi bağrıma basarım...
gece kara ay yalnız kırgın bir aşk hikayesi bakışlar bozkır ıssız yüzlerde zaman izi düşlerin sönmüş mumu saçlarının krizantem gecesi taşırım yüzünün uçurumunu gözlerin hasret...
uzaktık zaman kadarelin ermez-gözün görmezsu ateş kül ve rüzgar karıştık gah yağmurda buluştukgah kil olduk alıştıkgül olduk hazan oldukal yeşil güldük-soldukses olduk ıssızlardakayalarda buluştuknefes olduk...
biliyorum hep çocuk kalacak kalbin senin ne zaman yağmur yağsa erguvan dallarına sevinç bir uçurtma gibi yükselecek göklerinde saçlarına dokunan deniz kokulu rüzgar ne ayrılıklara...
gece demlenirken uykularda beton yığınlarında ay bedirlenirken yıldızlar ürperirken sularda yalnızlık nemlenirken yaslanıp yalnızlığa beni anımsayacaksın ıssız dehlizlerinde gecenin acının ayak sesleri soluğundan bile...
kavgalarımız gelecek aklına akılalmaz basitlikte küsüşme nedenlerimiz gülden- buluttan- yumuşamış taştan kaç kez tuz-buz ettik yüreklerimizi fakat tek bir sözcükle kaç kez kaç kez...
yer yavşan gök yıldız akşam rengi gözlerinde ıssızlık oysa sen bilmezsin hırsız bir yürek dolaşır karlı gecede sokak itlerinden aç bozkırlarda ölmüş bir atın...