25/12/2009 · Kategori: Siirlerim
biz seninle
iki ayrı çiçeğin özünden
kaynar kazanlarda kanamış kök boyayız
biz seninle ayrı renklerle boyanmış iki çile ip
aynı çulun nakışında sarmaş dolaş
ziyade kucaklaşmışız
ışıklar kamaşmış yedi kat yer altında
gök gerneşip kişnemiş özgürlükten
seninle
çürümüş kemiklerin arasından geçerek
en diplerde buluşan
kök ve suyuz
zaman aşkta parçalamış kozasını
seninle biz
dallardan fışkıran aşkız
bu zamanda paham aşktır bağlamaz diba beni
bulut bildim
yel okudum
yol hatmettim
çöl dokudum
üç beş günlük bir konukluk
senden alır sana verir senden gelir sana gider
alır gider saba beni
ey kuskunu düşük devran-ey paldımı kırık kısrak
ey görkemi yıkık kasır
gülüşünün şiltesinden daha büyük saray mı var
bakışının hasırını ser evrene
bülbülde sen gül de sensin menzil de sen yol da sensin
ey yar
aşkın etti geda beni
seninle biz
arının inlemesiyiz
ve ayın şavkıması
küskün akşam bulutlarından bir yatak serelim gönlümüze
varla yokun macerasıyız zamanda
kalp bir para gibi bakma gözlerime
ben seni on bin yıldır aradım
bilirim devran zulum iklimindedir
ne kula kulluk bitti
ne kurbanlık koyun gibi kitleler
aşk bu yüzden
pervanenin ışık ile yanmasıdır
sakalları kan içinde bunamış tarih
milyonların milyonların doğranmasıdır
seninle biz
gam ilinde
kamışla yel gibiyiz
zaman hep geceden yana
hasret ömürden uzun
hayata inleşiriz hayata inleşiriz
2007
adnan durmaz
21/7/2008 · Kategori: Siirlerim
Zaman sildi mi o anı
bir kasırga ikliminde delice ağladığımız
kalmaz mı yüreğe saplanan hançer
dudak kıvrımlarında bir acı gülüş
karanlıkta kayalara çarpmış gemiler
Gönül hicrana vurdu
mavilikte bir kuş seli akıp geçercesine her şey
Dem geçti dem içinde
Zamanın çöllerinde o deli çiçekti yaşadığımız
Yıldız ışıltısına boyandı kalbimizde
Bir ömür bir ana vurdu
Turna sesiydi
Poyraz nefesiydi
Savrulan karın hışırtısında
En güzel an cana vurdu
Demir kır bir akşam göğü kaldı aklımda
Bulutlar kişnedi peşimden kudurdu talaz
Mavi gürem bukağıda bağlı kaldı
Sevda hançer yüreğimde zehir zağlı
Bir an var ki bir ömürde boz ardıcın kesildiği
Bakakaldı peşim sıra düşü göçmüş yüzü yalaz
Bu yürek bir deli derya
Öfkesini bana vurdu
Yavşan kokmaz koca kentin gecesinde
Hain ortalıkta gezer mazlum canı faka düşmüş
Mezellettir ömrüm ömrüm dolu vurmuş gökçe başak
Alın çatı ortasında gurbet yazar sabanla çift sürmüş gibi
Unutma ay tarlalarında sevda harman eder idik
Islak mendilin olayım dürüm dürüm dürme beni
Yadırgıyım senden sonra nere varsa garip yolum
Kanlı meydanlardan geçtim yoldaşlarım yolda kaldı
Zulumlar zındanlar geçtim bir düşünü giye giye
Dudu yeşilin olayım çek gözüne sürme beni
Çöl geçilir akça boylu gökçe güzel
Dağa vurdum dağ biriktim
Yüreğimin yaylasında binlerce çoban
Kaval sesi biriktirdim türkü kardım ay tasında
Duvar deldim zından yıktım
Meydan meydan çağa vurdum
Kara sevdalara düştüm oy deli yürek
Özgürlüğe gökyüzünden libas biçtim
Varılmaz bir menzil yokmuş dünyada
Aşksız dünya sana vurdu
Gittim gidilecek ne acı varsa
Zaman yüreğimde durdu
Ömür yeldim taş basmayı hatim ettim bağrıma
Aşk aradım di yar di yar
Varmadığım yer kalmadı
Yol var ölüme çıkarmış-yol var zuluma çatarmış
Zından geçer duvar deler çöl aşarmış hoyrat ömrüm
Aah geçmişe gidilmezmiş
Aah geçmişe gidilmezmiş
Adnan Durmaz
24/06/2008
8/7/2008 · Kategori: Siirlerim
“gel seninle aht-ı peyman edelim”
sal olsun kavlimiz zaman denizlerinde
yalnızlığın kalesini viran edelim
bir pencere açalım uzağın ötesine
beni gör baktığın yerde
tutuşsun gülüşün elleri
yalnızlıkta yanarken gecenin teni
kasvet bulutlarına rüzgar kıl düşlerimi
yavuklu yadigarı oyalı mendil gibi
bakışın gözlerimde kalsın
“ikimiz de bir ikrarı güdelim”
dağ dağ dağlanırken acı
“ne sen beni unut-ne de ben seni... ”
tarih gördü
kudurmuş karanlığın alanlarında
onurun bayrağını bırakarak kaçmadık
entel mezatlarında
içki bardaklarının kulpuna dikmedik kurtuluş bayraklarını
devrimci söylemlerle ahkam kesip
cilalanmış sözlerle militan görüntüler çizerek
yeniyetme kızlara
ruhsuz sevişmeler yaşamadık utanç yataklarında
alnımızda ışıyan lekesiz umut
yürekte masumiyet...
varsın dedik
yarsiz kalsın yürek...
suskumun külleri altında
sönmeyen hüzün
bir yangın yeri kadar kırgın ve yaralıyım
bakışımdan yüreğime kurulan isyan köprüsü
son kez bakarken yaşama
denizin gözlerinden kalan
zamanı yakan anlam...
kovulduk tüm kapılardan doğrudur
kör yüreklerde kanadı ışığımız
sevdaya dair yazdığımız dizeler
atıldı sokaklara
saçıldı sözcükler
ölü karıncalar gibi yerlere
şimdi ferhadın külüngü
yürekler kanırtır olmuş dağ diye
çöplüklerde dolaşır sevgililer
kanı sömrülürken iliklerine kadar
kör-sağır-dilsiz sürü
birbirini boğazlar her biri can havliyle
şimdi aşk
hoyrat bir şaki dağlarda
şimdi aşk
yeni yetme oğlanın
kırmızı tokalı kıza
bakıp ağlamasıdır
uçurtmanın tellere takılmasıdır
sürüye katılmamaktır şimdi aşk
demir parmaklıkların ardında
göçmen kuşlar havalanan
bir yüreğin yakılmasıdır
bu yangın yerinde
susarak konuşmaktır
bakmadan görmektir
elleri bağlıların
kolları kopukların
sarılmasıdır
şimdi aşk
bir isyan bombasıdır
bütün kapılardan kovulmaktır
yalnız
ve dimdik yaşamaktır şimdi aşk...
“gel seninle ahd-ı peyman edelim
ne sen beni unut-ne de ben seni... ”
Ekim 2001
adnan durmaz,bilirsin aşk da serseri,art yay,ank,2003
Adnan Durmaz
17/4/2008 · Kategori: Siirlerim

gökbaş çiçekleridir gözlerin
bozkırın fuşya akşamlarında
çipil çipil yıldızlar gibi
suskun-harcai-hovarda
binlerce yılın ortasında bir
yaşamak anlık bir mucizedir
kalbini al ve git-al ve git
gözlerin sözcüksüz iki dizedir
bilmezsin bir tepede uzandım da toprağa
aşka binlerce şükrettim –sen çiçekler delirdin
sen ki hani oradan geçip giden
kızarmış burunlu gül dudak yeldin
hiç bi şey veremez insana
yar olanın var olduğunu bilmenin sevincini
ah ömrümüz bir esmer rüzgar ki aslolan aşk
yaşam dediğin -ölüm dediğin nedir ki
sevdaya uzanmaktır ömrü gökbaş çiçeklerinin
uzan goncalarından düşler sağayım
beni ordan geçen göçmen bulut say
hep sen dokun bana-hep ben yağayım
02.06.2006 11:45
Adnan Durmaz
22/6/2007 · Kategori: Siirlerim
İLM KESBİYLE RÜTBE-İ RİF'AT
ARZÛ-YI MUHÂL İMİŞ ANCAK
AŞK İMİŞ HER NE VÂR İSE ÂLEMDE,
İLİM BİR KIL-Ü KAAL İMİŞ ANCAK..
Fuzûlî
Senin güzelliğin kızım
Eski bir söylencede anlatılırdı
Hava gül sarhoşu keser yürüdün müydü
Dağlı yürek taştan taşa çalar kendini
Aşkın ki şaki eder insanı
Dinden imandan çıkarır
Dağa düşürür
Bir gülüşün nicesinin dirimi
Bir bakışın nicesinin ölümü
Kan tutmaz
Korku tutmaz
Uyku tutmaz
Gözlerin tutar...
1-Aşktan Evler
Dik gözlerini kalbin olsun gözlerin
M. Celaleddin Rumi
yel savurur-dalga çalar
kumdan evler kurmayalım
yıkılmayan yapı mı var
taştan evler kurmayalım
gel kadınım
aşktan evler kuralım
ufkunda gülüşün açsın her sabah
lacivert gecelerde ay doğsun bakışların
duvarı dünya olsun
tavanı gökyüzü
her an:
patlayan bir tomurcuk aşkın dalında
ne dün- ne yarın...
nerede olursak olalım
yürekten bağlı kalalım
gül diye büyüttükçe yürekte hüznümüzü
hükmü yok ayrılıkların...
2- Bakışın
bana işte öyle bakışın var ya
kahverengi kahverengi akışın
kendini gözlerinle sunuşun
öpüşün var ya hani
öpüş susuşun
sevişin var ya öyle
sınırsız teslim oluşun
bakıp bakıp gözlerimde ölüşün
bilmezsin
nasıl yolunur
nasır tutmuş yüreğim
neyim varsa
bırakırım
fırtınana
talan olur
bu kentin yasemen akşamlarında
kendini bir ince sızı bırakıp
beni alır
beni alır
gidersin
kalırım
çaresizıssızlığında
öyle kolları kopuk
öyle yaralı...
bana işte öyle bakışın var ya
her şeyin silindiği
gözlerinle beni öyle sarışın
gövdeme kendini giydirişin
seni soluyuşum senin içinde
yağmalanıp tükenişim derinlerinde
yitişim...
yitişim
koskoca bir kentin sana dönüştüğünde
sokakların orta yerinde sensiz
öyle kolları kopuk
öyle yaralı...
sendendir bu lacivert gecelerde
denizin masmavi dile gelmesi
yıldızların sağnak sağnak inivermesi
dilim lâ'l kesilir gözlerinde.
susar ellerim
bana kendini giydirip
sonra da böyle öksüz bırakma
yalım mavim
nazlı yarim
yanışım
bir tür çiçek açıştı gözlerinde
sürüklenir sürüklenir giderim
yavri yavri
bu kadar insafsız akma...
3- Küçük Yıldız
kumdan evler kurmayalım
birlikte düşler kurmayalım
deneyemedik, diye
ağlamayalım
hüzünlü küçük yıldızım
hep orada kal sen
gizemli masmavi sonsuzlukta
ben burada
ıssızlıkta
bir
sevgimiz olsun
dalgalar yıkamasın
yeller savuramasın
varsın
içimizde kalsın..
1995 izmir
4- Kıyamet
biz nerede ayrılırsak
kıyamet orada başlar
mavidir senin hüznün
coşkun bir yürek
çatırdar
oradan başlaryarım kalan bir bedenin
kendini sonsuzlukla tamamlaması
ve susar
kellesi kopartılmış
çarpınan bir ceset
gibi rüzgâr
biz nerede ayrılırsak
kıyamet orada başlar
sen gidersin
ey gönül büyücüm
ben kalırım
bir de son öptüğün yerde
gözlerindeki esrar
bırakırım geri kalan nem varsa
kıyasıya yağmalar
canlanır orada nice geçmiş ayrılık
eski bir plakta
kırgın bir müzeyyen senar
sessizliğin sinesinde
mavi bir sezen aksu
kanar
nereye gidiyorsun
kadınım
büyücüm
küçüğüm
söyle bana
beni böyle akşamların ortasında yaralı
parçalanmış bir yürekle koyup böyle
nereye
ömrünün en küheylan çağıyla
talan edip içimdeki cenneti
çaylar gibi aka aka nereye
zamanı parçalayıp bakışlarınla
cehennem ateşleri koyup döşüme
nereye gidiyorsun
kadınım
yumuşak kirpim
kahverengi denizim
beni nerde bırakırsan
kıyamet orada başlar
kalakalırız orada
başı kopartılmış rüzgâr
buz tutmuş hüzün
kuruduğu tüm kıyılar
kahverengi bir denizin
tam senin yanıbaşında
ey güngörmüş yaşlı çınar
söyle bana büyük aşklar
büyük ayrılıklarla mı tanımlanırlar
biz nerede ayrılırsak
kıyamet orada kopar...
5- Tanık
gelip geçtiler binyılların yokuşlarından
nice sevgililer el ele -omuz omuza
kelebekler-martılar-uğur böcekleri gibi
geldiler gittiler
yanıbaşında durdular
çoğunu yaşlı palmiyeler bile anımsar
nasıl da unuttu
saçlarından esen ölümsüz kokuyu rüzgâr
nice öpüşlerin tanığısın
ey yaşlı çınar
ki söyle
kaç öpüş var
dehşetinden yer sarsılır
gök çatırdar..
unutma
sana değen
o çocuk parmakları
yaşam ile ölüm onlarda kesişirdi
o gözler ki sonsuzluğa uzanan
sevgiye susamış kurak topraklardılar
kadın
çocuk
dişi
deli tayın
taştan taşa sekişiydiler
rahmiydiler içimdeki ateşin
sonsuz hasretimin kalesiydiler
sen tanıksın
yüreğime
yapıştılar
teslim oldular
teslim aldılar
artık sonsuza dek oradan bakacaklar
6- Haritamın Yırtıldığı Yer
ansızın gideceğim bu kentten
kimse farkına varmadan
beni sapkın ilan etmenin tam sırasıdır şimdi
çünkü fırlattım denize
okuduğum tüm kitapları
sonra dalgaların peşine düştüm
baktım ki asıl sevdiğim şu gökyüzü
attım kendimi sonsuza
mavi kesildim
tepeden tırnağa
inkâr ettim kitapların söylediği ne varsa
denizlere fırlattım yüreğimi de
gayri martılar dinlensin üstünde
bana yeter
kelebeğin kanadında coşan ürperti
kuralla-yasayla-teraziyle-tartıyla
kim varsa sevdiğim
terkettim tümünü de
özgürlüğü öğrendim
yalnızlığın kollarında
haritamın yırtılıp kanadığı noktada
orada öğrendim aşkı da
bütün aşklarımın sahtekarlığını
öğrendiğim an
sevgilim bana dedi ki
‘nasıl da ısırıyor
süt gelmezse
anasının memesini
dişi yeni çıkmış çocuklar’
sonsuzlar ortasında
o an kırık bir çöptüm
dalgalar tanıktır buna
gözümde bir damla su
deniz deryaya kesti
arı oldum
gül öptüm
7- Dudağı Dudağımda Ay Aylasıydı
yüreği yüreğimde
yırtılan bir göğün gürlemesiydi
dudağı dudağımda
gül goncası
can yongası
aşk huzmesiydi
oysa nice kumdan evler kurmuştum
yellerde savruldu
aldı dalgalar
gün oldu unuttu bakışlarımı
ardımdan ağlayanlar
başka hesaplarla
başka adamlarla
zamanda kayboldular
tanıksın yaşlı çınar
dudağı dudağımda
ay aylasıydı
öpüşü toprağımda
su damlasıydı
büyüdü
patladı
ve orada aşk çatladı
kıyamet başladı
bu kentin sokakları
benim yokluğumun farkında olmayacak
ardımdan hüzün kusacak deniz
ey gökyüzü kardeşim-ey yaşlı çınar
ansızın yanınızdan
bir kelebek olarak geçtiğimde
hayrete düşeceksiniz
gözlerinizin önünde
kendimi ateşe attığım zaman
yanışın
o müthiş güzelliğini
yalnızca siz göreceksiniz...
2l-5-l997- İzmir
8- Tarlakuşuydu Jülyet
sevgilim bana dedi ki
-ikimizi koparan bütün engeller kalksa
yürek ferahlığıyla el ele versek
aşkımıza dost düşman tanık olsa
başımızın üstüne el koyup yemin etsek
sevişmeler de tavsar aslanım
yitirir büyüsünü en derin bakışlar da
dönüşüverir jülyet basit bir tarla kuşuna
sen öpüşmeye doymuş dudaklarınla
dersin ki
-sevgilim
kaldır şu güzelim poponu da
yemek yap yiyelim
çamaşır-bulaşık yıka
aşklar da tarazlanır aslanım
tükenir en fazla beş yıl sonra
akşamdı
ve sahili boynuzluyordu deniz
yukarda gök
yıldız bahçesi
havada esrik bir rüzgâr
jülyet şişman bir kadın olarak geçti yanımızdan
romeo bunamış bir ihtiyar
dedim ki insan
yalnız da olsa ihtiyarlar
bir yaşam hasretle kanamaktansa
bir gün tükense de aşklar
birlikte yürümeli insan
gittiği yere kadar
kuşlar bile
kanatları birbirine bağlıyken uçamazlar
yürekten yüreğe kelepçe vurmayanlar
aşkı bir onlar yaşar
aşk ki sonsuz gökyüzüyse
kuşlar yanyana uçar
9- Keşke
keşke bu aşk bahçesine
hiç gelmeseydim
güneş delirmeseydi
bu haziran güzeli yağmur
beni böyle ince ince
damla damla öpmeseydi
soluğun imbat kokmasaydı
saçların esmeseydi
ben bu güzel kenti
hiç görmeseydim...
ne olur öteki kadınlara benzeseydin
evde kalmış olsaydın
bacaklarına ağda sürüp
sakallarını cımbızla alsaydın
beyaz atlı prensini bekleseydin
gözünü aynalardan ayırmasaydın
aslında beni sevmeseydin
seviyor gibi yapsaydın
çok sürmese seni terketseydim
bir gün ayrılacağımızı başından bilseydim
onun sen olduğunu bilmeseydim
seni hoyratça sevseydim
10- Bir Mavi An
anımsa
deniz rıhtıma çıkmıştı coşkudan
deliydi saçlarında fırtına esen rüzgâr
öpücük tufanıydı boşanan sağnak
aylardan nisandı- günlerden pazar
yalı kahvesinde
yüreğin bir tuhaf ıslak
unufak etmeğe yeterdi kenti
yaralı bir hayvan gibi gözlerindeki esrar
buralarda bahar ansızın gider
akşamları sokaklarda çiçek açar insanlar
açılsam maviliğe
gönlümü en ıssız koylara demirlesem
kaçış yok
dalgalar hep senin sesin
adı bilinmedik sokaklardan geçsem
bilirim
bütün kavşaklarda beklersin...
nasıl da isterdin
o çocuk ellerinin
öylece kalmasını avuçlarımda
ve gözbebeklerinde yitip yitip gitmeyi
çıkarmağa gücü mü yetmedi aşkımızın.
sen gelmeden önce giyindiğim geceyi
hani demiştin ya- insan aşkını
sonunu düşünmeden kuralsız yaşamalı
hesapsız-kitapsız-utançsız-arsız
şimdi bilmiyorum ben mi korkağım
yoksa bu nasırlı yürek mi tutarsız
demiştin ya yıkmadan kuralları
deli sağnaklar gibi yar sarılamaz mı
çiğneyip geçmeden birinin gözyaşını
gerçek sevgilere varılamaz mı
anımsa
akşamın leylağında
öpüşmek rengiydi bahar
ne zaman o geceyi yaşasam
avuçlarım ellerinin sıcaklığını duyar
işte o demiştim
akşamları batıdan doğan
en parlağı yıldızların
karanlık gecelerde yol göstereni
serüvencilerin ve hırsızların
şairlerin yüreklerine dökülen esin
işte o demiştim Venüs yıldızı
aşkın tanrıçası
sensin
anımsa
nazlı bir kızdı mayıs
hava su berrak
billurunda yalnızlığım nemlenir
yıldızları indirdim Karşıyaka’ya
ötesinde lacivert dokuyan dağlar
soldu gün ömrümüzün dalında
imge yakamozlayan şu denize ne denir
gümüşselviler uzuyor tüm kıyılarda
karşıda bir yerlerde sanki Attila İlhan
maviden maviden mısra demlenir
güneşin battığı yerde öpüştü renkler
geride yumşacık bir yeşil dinlenir
rüzgâr okşar dallarını palmiyelerin
otobüsler ışıklar içinde
insan yüzleri dingin
neon lambaları rengarenk
zaman ellerde yüzlerde
mavi mavi dökülüyor
bir kız kelebekler gibi
telefon ediyor sevgilisine
mavi
masmavi gülüyor...
akşamdı
gelmesen
büyü bozulacaktı
eski bir plakta yine
hicran yine hicran çalacaktı
gelmesen
mavi
kan içinde kalacaktı
bilmezsin
uzak dağ başlarında karanlık geceleri
üç haneli köylerde
ağır ağır tükenmeyi hiçlikten
ne gece kuşları -ne rüzgârın uğultusu
hiç bir şey tutamaz insanının yerini
kendinle buluşup boğuşman boş
silemezsin unutuluş sisini
bilemezsin korkunçtur
yaşarken ölmek duygusu
gecen ölümlerden ıssız
yüreğin delik deşik
ışığın loş
yararsız
bütün saatleri kırsan
çıldırsan
hırsından bin parçaya ayrılsan
en güzel an da düşer
ömrümüzün dalından
kimseler tutamaz çetelesini
oysa uzak bir sonradan
oturup geriye baktığın zaman
belki parmak uçlarında tozu bile kalmayan
gizi gülümseyişin taç yaprağında saklanan
belirli anlar vardır
insanı tanımlayan...
geceydi
nazlı bir kızdı mayıs
yıldızlar yağmıştı karşı sahile
geldin
elin yüzün ben geldin
sanki gerçek değildin
ama gerçekten geldin
gözlerin tüm bakışların bahçesi
hey palyaçom
gecemi çıldırtan ay
masalımın prensesi
hoş geldin
ellerini ellerime gül diye bırak
halin halimle tamam
bir şiir okuyayım yüreğime bakarak
ölümsüz olsun şu an
ki ben bu müthiş anı
bir daha yakalayamam.
11- Yağmayan Gök Sancısı
omzunda ağır yüküyle
geceyi bekleyen acı suskunluk
düşlerinde sarar diri gövdeni
yağmayan gök sancısı.
gözlerimde gördüğün
bilmezsin
bu
benim ağlamam
uzaklık dediğin aşılır
yol tepilir
dağ yıkılır
tamam
yüreğin ne kusuru var sevme faslında
sen beyaz duruşuna hayran olduğum kuğu
ben çöl kartalı
bazan sevmek ayrılmaktır aslında
nereye düş eksek orda kuraklık
kural koyucular peşimiz sıra
ayak izlerimiz kan
nar çiçeği gülüşlüm var git yoluna
yüreğim bulur seni
ne zaman beni ansan
ah bilmez miyim oysa
o dişi aklığın teslim olur deli sularıma
uzansam
gül olur tomurcuğun
çöl demez toprağıma
yangınıma kanat vurur yüreğin
cansuyum olursun canıma aksan
aşılır tüm engeller
şu firavunlar sultası
sokaklar dolusu lağım faresi
hatta yalnızlıklar bile
yıkılır sınır surları
sevmeyi biliyorsan
yağmayan gök sancısı
gözlerimde gördüğün
bilmezsin
bu
benim ağlamam
aramızda bir şey var ki aşılmaz
bir ona yetmez gücüm
zaman...
12- Aşk Ermişi
yüzün
hüzün değil
bir çocuğun muzip gülümseyişi
kadın
insan
çiçek
dişi
insanlar geçiyor mimiklerinden
yüzünün sahnesinde
sayısız figüran
tıpa tıp kaç kişi
gülüşün
ceylanın taştan taşa sekişi
susuşun
mehtabın suya inişi
küsüşün
ayçiçeğin boyun eğişi
gelişin
yüreğimin gül kesilişi
gözlerinde gördüm bakışlarımı
dedin
-bırak öpsün
gözüm gözünü
ki sensin aşk ermişi...
13- Oysa Beni Al İsterdim
bir hazan sessizlik kaldı gözlerinden
akşamın sinesi kanadı gidişinle
gülüşün sustu
su berrağı sesinden geriye
o vesveseli yalnızlık ki
rüzgârların dilinde
yine hicran makamından şarkılar söylemekte
saçlarına takayım diye
ellerimi uzatsam kopartırım diyordum
gittin ki yıldızlar
denizin yüzüne döküldü
dalgın bakışlarının kaldığı mavilikte
hepsi de bir bir öldü
gittin
yerle bir oldu her şey
yüreğimde patlayan bu kıyameti
başından biliyordum...
oysa beni al isterdim
deli sokuluşlarınla
günüm denizine batsın
ayım yitsin bulutunda
nar çiçeklerinin dalında rüzgâr
toprağının sinesinde
nisan yağmurun olayım
beni alsın dalgaların
beni sarsın
kayalara çarpa çarpa
parçalasın isterdim
nabzına
damarlarına
kanına karışayım
gecene taşınırım şimdi tüm trenlerle
sonsuz çöllerine-sana en uzak yere
şimdi yıldızsız yokluğunda
karanlığı kanatmak var şiirlerle
anlatılmaz sancılara boğmak var
ben duramam buralarda giderim gayri
belki ardımsıra gelir gözlerin
bir de saçlarına sevdalı rüzgâr...
uzak kıyılarda öpücüklerle
kurmayı düşlediğim
kumdan evler kaldı
yıldızlar inecekti saçaklarına
deli dalgalar aldı
söylenmemiş bir masal vardı
sana-bana ilişkin
sen deliliğe vurdun
ben sürgünlüğe çevirdim yolumu
o uzak kıyılar
boğazlanan düşlerle debelendi
birlikte seçtik biz bu kıyameti
ayrılık tam öptüğüm noktada yakaladı
sevdamız hançerle ertelendi...
ayrılık
seni ilk tanıdığım gün gözlerindeydi
gülüşünün kıvrımına saklanmıştı
dalgın dalgın duruşuna
usul usul gelişine
bundandır her buluşmamızda
yarın gidiverecek bir yolcu gibi
sarıldın bana
bin yıldır yollarıma bakıp da
umudu doğmadan ölen
kadınım baktım
oysa beni al isterdim
aktın
öylesine hasretlerle
aktın
hep hazin bir biçimde kanattın aklığını
tutsam ellerimdeydin her defasında
su
yaşam
aşktın
çöl kaldım sana cansuyum
kollarımdayken uzaktın...
ayrılık kirpiklerinde titreyen vesveseydi
bakışının ardındaki dünyanın
girişindeydi
kanayan yaraydı gülüşünün kıyısında
beni gözlerinle sarışındaydı
gönlüme gövdeni giydirişinde
gözümün bebeklerinde ölüşündeydi
yavri yavri
bilemedim ayrılık
kıyametler koparan
bir damla öpüşündeydi
oysa beni al isterdim..
adnan durmaz,ben gidersem ay sen'deler,art yay,ank
ADNAN DURMAZ
17/6/2007 · Kategori: Siirlerim
camın denizinden
gül kırmızı akşam düşen
içinden bulutlar geçen
bir bardak çay
sen...
bir bardak
ince belli
pürüzsüz
sana dair
ve senden
sonra yıldız fırtınaları
ay yağmurları
sonra güneş suları
çöl baharları
ırmak dağları
içmek
senin içinde
gözelerini
delirmek
gözlerinde
sağılmak
aşkın imbiklerinden
deryama düş-sün
düş
iki can
bir beden
güzelim
kısrağım
efendim
kölem
gül ki
canımın kasesinde tazelen
sözün acze düşer
ancak yaşanır bu dem
rüzgar dağların
su güneşlerin
kişneyen çılgın bulut
öpüşün yıldırım
çöküşün
dil kesen uçurumların
düz dağların
sarp ovaların
gece
çay
sen
okyanusun geçmesi iğne deliğinden
dokunmamış bir zamanı yırtarız
katışıksız ipekten
som buluttan
arı düşten
bir coşku aklını yitirmiş
kanatlanmış bir hüzün
gel hadi
gel
hadi
gel hadi
gel
ömrüme
gönlüme
çölüme
demlen
29.11.2001
adnan durmaz
20/5/2007 · Kategori: Siirlerim
Her Yusuf çıkamaz içindeki kuyulardan
Her Zeliha kul olmaz kölesine
gece şimdi
enli bir karanlığa saplanmış yıldızlarlayım
anızların üzerinde kaba yel
köpek köpeğe uzak köylerin sesi
bir yanım hazan hazan
bir yanım efkârdayım
aklıma susuşunun dili geliyor
satmışım anasını dünyanın
yakmışım cigaramı
geceye ay doğdu işte
ben şimdi zeliha bir zamandayım
bir yanımda zeybek kalbi bir bozlak
bir yanımda ravel bir hüzün
atmışım ne varsa ömrüme zarar
farzet ki bir istanbul akşamındayım
ulu çınarların altı pür ışık sen
geçmiş sevdalardan ne varsa canlı
kırık bir tamburdan hisar buselik faslı
gözleri nazımın dizelerindekiyle tıpkı
beyazıt meydanındayım
bıçkınım
on sekiz yaşındayım
venceremos çalıyor bir yerlerde
gülüşünde masmavi bir yıldırım
gecenin bütün kıyılarında el ele yürüyoruz
kalbimi gözlerine bırakıyorum
deliyim
dünyayı yakacağım
gece şimdi
şarap tadındayım
ellerin ellerimde iki güvercin
zeliha kıvamındayım
31.10.2005
ADNAN DURMAZ
19/5/2007 · Kategori: Siirlerim
hava gibi esip bulanır mıydım
sevda güneş açsa gülebilseydim
bir ömür yelip de dolanır mıydım
gönül sultanımı bulabilseydim
ben niye dolaştım bunca diyarı
neden çiçek çiçek dolanır arı
aşar mıydım aşılmayan dağları
bir yarin yurdunda kalabilseydim
bakışın elifte duruşun eşe
gülüşün sunada susuşu meşe
bir ömür gezmezdim dünyayı boşa
seni bir güzelde bulabilseydim
bre kara’coğlan deli çay iken
kadana olunur çıvgın tay iken
azlolmazdım güzellere bey iken
yarimin kölesi olabilseydim
ADNAN DURMAZ
15/5/2007 · Kategori: Siirlerim
ben senin gözlerinden aforoz edilmişim
yargılanmışım dudaklarından
ellerinden hüküm giymişim
insana zindan olmaz mı sevgisiz saraylar köşkler
yitik bir insanlığın düzlemlerinde
cıvatalı
bobinli
anahtar teslimi aşklar
onur yerlerde sürünecekse yılanlar gibi
bağrıma basarım da yüreğimdeki yıkıklığı
çekilir giderim çoban çeşmelerinin yalnızlığına
kalsın
bu pislik diyalektiğinde doymaz gözlerinin açlığı
yok öyle satılacak tarafımız eyvallah
yangınlardan sıratlardan geçmişim
her yürek yarama bir can vermişim
duygular satılırken gram hesaplarıyla
ben bu aşkın mavisini
ben bu aşkın yağmurunu
yukarda yıldızlar ve ay ışığını
ben bu aşkın
bulutunu
pembesini…
belkemiksiz gecelerin koynunda
kent salyaları
dudaklarının erguvan bahçelerinde
işret meclisleri kurulsun
bu yürek bu rezillik iklimindense
bulutlara
ıssızlara
rüzgarlara vurulsun be
vurulsun
varsın alsın düşümü çılgın yelle
gönlüm çöllere savrulsun
senin kül pembelerinden kovulmuşsam
militan yanları
evcil kuşa çevrilmeye kalkılmışsa gönlümün
coşkularımın boynunda cellat kemendi
hesaplara yatırılmışsam dudaklarında
ve kent
aç kurtlar gibi ulumuşsa ardım sıra
ilk taşlanmam değil ki sokaklarında
devrimci hüzünler sağnağı gözlerimle
çeker giderim ben
böyle aşkın
kirli bir gök gibi kalsın hülyası
ve göğe teğellenen bulutumun yırtık yeri
kalsın
sarmışım belasını
ADNAN DURMAZ
14/5/2007 · Kategori: Siirlerim
gece kara ay yalnız
kırgın bir aşk hikayesi
bakışlar bozkır ıssız
yüzlerde zaman izi
düşlerin sönmüş mumu
saçlarının krizantem gecesi
taşırım yüzünün uçurumunu
gözlerin hasret sisi
o ilk bakışındaydı ayrılık
dallarına gözyaşı yürüdü
ağır ağır bir ölüm
aşkla birlikte büyüdü
zaman kederin güz vakti
umut göçmen kuştu vuruldu
düşlerin külden evleri
yerle bir oldu savruldu
gülün kırağısı bülbülün yası
rüzgarların inlediği
camlara yazdığı yağmurların
söze dökülmez bizimkisi
başkalaşır zamanla gülüşün
başka yaşamlarda-unutuşlarda
görsem tanımam belki gün olur
ama arar o gülüşü ölünceye dek
içimdeki viranede uçan kelebek
kanadı kan mavisi
yollarında güller yansın
kuşların göçsün göğümden
gittiğin yolları yık
şivan düşsün şarkıların yakamozuna
dokunduğun çiçekler açmasın gayri
hep sürsün bu güz senfonisi
neresinde kanarsa kanasın bu şehrin
aşkımızın yara izi
sulara düşerdi suretlerimiz
gümüşservilerdik dalgalarda
gecelere yıldız yağardı bakışların
yalnızlıkları insan kılardık aşkla
anıların bulutlarında dolaşır kalan
her adımı cehennem bu şehirde
bu derdi çeker mi giden
ayrılık kalbin bileyisi
kanatır her solukta yeniden
şimdi anımsamaz bizi
bu lanet şehir eskisi
yankılanır kalbin kıvrımlarında
hicranlarda yanan düş çığlıkları
gencecik ölmeye benzer
yüreğin yarım kalmış coşkuları
kapaklanır ansızın uçurumlardan
gülüşün gül atlıları
ipeği bin parçaya yırtılır uykuları
aşılmaz gecenin dağları
uzun yol otobüslerinde başlar
yağmurlara gelip –yağmurlara giden
buğulu camlarında silinmez bir iz
dudaklarından kalmış olmalı
bu caddeler bu sokaklar bu rüzgar
savurur yapraklarımızı
ama bu bir şehir masalı
bu sensiz çöl ıssızlarda
o varılmaz uzaklarda
yaprağa döndüğüm rüzgarda
acım yarama ilaç olsun
umudun al bir bulut dağlarda
yırtılmış yakılmış şarkılarda
geceyi boğan bu efkârda
yar yaran kalbime taç olsun
07.11.2003
ADNAN DURMAZ